İçeriğe geç
Nevşehir Vizyon

Merakına günlük hayattan renkli yanıtlar

Hayvanlar 3 dk okuma

Somonun Dönüş Yolculuğu: Doğduğu Dereyi Nasıl Buluyor?

Somon, denizde geçirdiği yılların ardından doğduğu dereye geri döner. Bu yolculuğu mümkün kılan manyetik pusula, koku belleği ve bedenin baştan kurulması.

Yazar: Berrin Aksoy

Bir nehrin ağzında denizle tatlı su birbirine karışırken, orada yüzen bir balık için dünya kelimenin tam anlamıyla ikiye ayrılır. Bir tarafta tuzlu, geniş ve besin bakımından cömert bir okyanus; diğer tarafta soğuk, dar, çakıllı ve tehlikeli bir nehir yatağı vardır. Somon bu iki dünyanın arasında yaşar ve ömrünü, birinden diğerine geçmek için harcadığı iki büyük yolculukla tanımlar. Doğduğu çakıl yatağından denize inen küçük bir balık, yıllar sonra aynı yatağı bulmak için akıntıya karşı yüzerek geri döner.

İki farklı bedende yaşamak

Tatlı suyla tuzlu su arasında gidip gelmek, bir balık için basit bir taşınma değildir. Vücut sıvılarının tuz dengesi her iki ortamda taban tabana zıt bir sorun yaratır. Tatlı suda balığın çevresi kendi içinden daha az tuzludur; su sürekli olarak bedene doğru sızar ve balık bu fazlalığı bol miktarda seyreltik idrarla dışarı atmak zorundadır. Denizde ise durum tersine döner; çevre daha tuzludur, su bedenden dışarı çekilir ve balık susuzluk tehlikesiyle karşılaşır. Bu yüzden deniz suyu içer ve fazla tuzu solungaçlarındaki özel hücrelerle dışarı pompalar.

Somon, hayatının belirli dönemlerinde bu iki sistemi baştan kurar. Denize inmeden önceki haftalarda böbrekleri, solungaçları ve hatta derisinin rengi değişir; gümüşi bir görünüm alır ve tuzlu suya dayanacak donanımı kazanır. Yıllar sonra nehre dönerken aynı dönüşüm ters yönde yaşanır. Bu geçişler enerji açısından son derece pahalıdır ve balığın nehir ağzında bir süre bekleyerek kendini ayarlamasını gerektirir.

Doğduğu yeri nasıl buluyor

Somonun en çok merak edilen yanı, binlerce kilometre açıldıktan sonra doğduğu dereyi bulabilmesidir. Bu başarı tek bir yeteneğe değil, üst üste binen iki farklı rehbere dayanır. Açık denizde balık, yönünü büyük ölçüde Dünya'nın manyetik alanına göre ayarlar; manyetik alanın şiddeti ve eğimi her bölgede biraz farklı olduğu için, bu bilgi kaba ama işe yarar bir harita sunar. Kıyıya yaklaştıkça bu harita yetmez ve devreye ikinci rehber girer: koku.

Her derenin kendine özgü bir kimyasal imzası vardır. Geçtiği kayaların minerali, kıyısındaki bitki örtüsü, yatağındaki toprak, suya silik ama tutarlı bir koku bırakır. Somon yavruyken bu kokuyu öğrenir ve belleğine kaydeder. Erişkin olarak döndüğünde nehir ağzından yukarı doğru ilerlerken, çatallanan her kolda kokuyu izleyerek doğru yönü seçer. Yanlış kolu seçen balıklar da olur; bu sapmalar aslında türün yararınadır, çünkü yeni derelerin kolonileşmesini sağlar.

Akıntıya karşı yüzülen son mesafe

Dönüş yolculuğunun en zorlu kısmı nehir aşamasıdır. Balık bu süreçte çoğu zaman hiç beslenmez; yalnızca denizde biriktirdiği yağ ve kas dokusunu yakarak ilerler. Akıntıya karşı yüzer, şelaleleri sıçrayarak aşar, sığ geçitlerde sırtı suyun dışında kalacak kadar açığa çıkar. Yol boyunca kuşlar, ayılar ve balıkçılar için hazır bir kaynağa dönüşür. Ulaşabilenler çakıllı yatakta kuyruklarıyla çukur açar, yumurtalarını bırakır ve çoğu tür için bu yolculuk orada sona erer.

Bu ölümler ekosistem açısından bir kayıp değildir. Denizde beslenerek biriktirilen besin maddeleri, balıkların bedenleriyle birlikte dağ derelerine taşınır. Çürüyen bedenler nehir kıyısındaki ağaçları besler, böcek popülasyonlarını artırır ve yumurtadan çıkacak yavrular için daha zengin bir ortam hazırlar. Somon, okyanusun bereketini karaya taşıyan bir taşıma bandı gibi çalışır.

Yolun üzerindeki engeller

Bu döngünün en kırılgan noktası, yolun kendisidir. Nehir üzerine kurulan bir bent, balığın geçebileceği bir yapı düşünülmeden inşa edildiğinde, yukarı havzadaki tüm üreme alanlarını bir anda erişilemez hâle getirir. Suyun ısınması da benzer bir etki yaratır, çünkü somon yumurtaları serin ve oksijence zengin suya ihtiyaç duyar. Yatağa biriken ince çamur, çakıl taneleri arasındaki boşlukları doldurarak yumurtaların soluk almasını engeller.

Bu yüzden pek çok ülkede nehirlere balık geçitleri, basamaklı havuzlar ve yan kanallar ekleniyor; kıyı bitki örtüsü suyu gölgelemek için yeniden canlandırılıyor. Somonun hikâyesi, bir türün yalnızca yaşadığı yerle değil, gidip geldiği yolla korunabileceğini hatırlatır. Bir balığın doğduğu dereyi bulabilmesi, o derenin hâlâ kendi kokusunu taşıyabilmesine bağlıdır.