İçeriğe geç
Nevşehir Vizyon

Merakına günlük hayattan renkli yanıtlar

Kişisel Gelişim 4 dk okuma

Acele Etmek ile Hızlı Olmak Arasındaki Fark

Acele dikkati feda ederek süreyi kısaltmaya çalışır, hız ise gereksiz adımları çıkarır. İkisini birbirinden ayırmanın ve kendi ritmini bulmanın pratik yolları.

Yazar: Onur Kıraç

Acele eden bir insanla hızlı çalışan bir insan dışarıdan bakınca benzer görünür: ikisi de kısa sürede çok hareket eder. Ama sonuçlar genellikle birbirine hiç benzemez. Acele, süreyi kısaltmak için dikkati feda eder; hız ise dikkati koruyarak gereksiz adımları çıkarır. Biri panikten doğar, diğeri düzenden. Aradaki farkı görmek, gün içinde yapılan iş miktarını değiştirmeden bile verilen sonucu iyileştirir.

Acelenin tanıdık belirtileri

Acele ettiğinizi anlamanın birkaç işareti vardır. Bir işi bitirmeden diğerine geçmek, aynı dosyayı iki kez açıp kapatmak, söylenenleri yarım dinlemek, adımları atlayıp sonra geri dönmek, kısa mesajları yanlış anlamak. Acele hâlinde beyin, önündeki işi değil, işin bitmesini düşünür. Dikkat sonuca kaydığı için süreçteki ayrıntılar gözden kaçar ve çoğu zaman geri dönüp düzeltmek, baştan yavaş yapmaktan uzun sürer.

Aceleyle yapılan işlerde en sık görülen maliyet, tekrar maliyetidir. Yanlış adrese gönderilen bir belge, eksik alınan bir malzeme, kontrol edilmeden gönderilen bir mesaj. Bunların hiçbiri büyük hata değildir; ama her biri, kazanılan dakikaları geri alır. Acele, zamanı kazanmaz, yalnızca harcanacağı yeri değiştirir.

Hız, hazırlıkla gelir

Bir işi gerçekten hızlı yapan insanlar genellikle o an daha çabuk hareket ettikleri için değil, önceden karar verdikleri için hızlıdır. Malzemeyi elinin altına koymuş, sırayı belirlemiş, tekrar eden kısımları bir kalıba dönüştürmüştür. Mutfakta her şeyi doğrayıp yanına dizen biri, ocağın başında telaşlanmaz. Aynı şey yazı yazmak, evrak hazırlamak ya da yola çıkmak için de geçerlidir.

Hızın ikinci kaynağı, gereksiz adımları görmektir. Çoğu iş, ilk yapıldığı biçimiyle sürüp gider; kimse durup "bu adım gerçekten gerekli mi" diye sormaz. Oysa bir işi bir kez baştan sona yazıp bakmak, çoğu zaman iki üç adımın hiçbir şey üretmediğini gösterir. Onları çıkarmak, insanı yormadan süreyi kısaltır.

Yavaşlığın işe yaradığı yerler

Her iş hızlanmayı hak etmez. Geri dönüşü zor olan kararlar, para ve imza içeren işlemler, kırılgan bir konuşma, ilk kez yapılan bir işlem; bunlarda yavaşlık bir kayıp değil, sigortadır. Burada uygulanabilecek basit bir kural vardır: bir hatanın bedeli, o işi yavaş yapmanın bedelinden büyükse, yavaş yapın. Bu kural birçok gereksiz pişmanlığı önler.

Yavaşlığın bir başka işlevi de öğrenmedir. Yeni bir işi hızlı yapmaya çalışmak, onu yanlış öğrenmenin en kestirme yoludur. İlk seferler yavaş ve doğru yapıldığında, hız zaten kendiliğinden gelir. Tersi mümkün değildir; yanlış öğrenilmiş bir hızı sonradan düzeltmek çok daha zordur.

Ritim: hepsi aynı tempoda gitmez

İyi bir gün, baştan sona aynı tempoda geçen gün değildir. Zihnin daha açık olduğu saatlerde zor işler, yorgun saatlerde ise mekanik işler yapılır. Dosya düzenlemek, fatura ödemek, alışveriş listesi çıkarmak gibi işler düşük dikkat gerektirir ve günün ağır saatlerine denk getirilebilir. Karar gerektiren işleri o saatlere bırakmak, hem uzun sürer hem de kalitesi düşer.

Tempo değişimini fark etmek için gün sonunda birkaç satır not tutmak yeterlidir: hangi işte akıp gittiniz, hangisinde her cümlede takıldınız. Birkaç gün sonra kendi ritminizin haritası çıkar. Bu harita, herkes için geçerli bir tavsiyeden çok daha işe yarar; çünkü sizin gününüzden çıkmıştır.

Acelenin duygusal tarafı

Acele çoğu zaman zaman baskısından değil, kaygıdan doğar. Geç kalma korkusu, birine mahcup olma endişesi ya da işin büyüklüğü karşısında hissedilen huzursuzluk insanı hızlandırır. Bu durumda çözüm daha hızlı çalışmak değil, işi küçültmektir. "Şimdi yapılacak tek adım nedir" sorusu, aceleyi düşünülebilir bir işe çevirir.

Bir başka pratik yöntem, işe başlamadan önce on saniye durup sırayı sesli ya da yazılı olarak söylemektir. Bu kısa duraklama, gereksiz gibi görünse de sonraki dakikalarda yapılacak birkaç hatayı önler. Duraklamanın kendisi zaman kaybı değildir; yön bulmaktır.

Ölçüyü sonuçtan almak

Hızlı mı çalıştığınızı yoksa acele mi ettiğinizi anlamanın en sağlam yolu, harcanan süreye değil geri dönüş sayısına bakmaktır. Bir işi bitirdikten sonra kaç kez geri döndünüz, kaç kez düzeltme yaptınız, kaç kez "bir de şunu unutmuşum" dediniz. Bu sayı düşüyorsa gerçekten hızlanıyorsunuzdur. Sayı yüksekse, hız duygusu vardır ama hız yoktur.

Sonuç olarak hız, dikkatin yerine geçen bir şey değil, dikkatin düzenli kullanılmasıyla ortaya çıkan bir sonuçtur. Aceleyi bırakıp hazırlığı artırmak, çoğu insanın gününde en gözle görülür farkı yaratan değişikliktir. Ve bu değişiklik, daha çok çalışmayı değil, birkaç dakikayı daha önce harcamayı gerektirir.